Gelişen Tarım Dünyasında İşçilik
Türkiye’de tarımda çalışanlar, çalışma şekilleri ve statüsü açısından birbirinden farklı özellikler taşımaktadırlar.Tarım kesimindeki çalışanlar;
(i) kamu kuruluşlarında ücretle çalışan tarım işçileri,
(ii) bir hizmet akdine bağlı olarak veya olmayarak özel sektör işvereni yanında devamlı veya geçici çalışan tarım işçileri,
(iii) kendi hesabına çalışanlar,
(iv) ücretsiz aile işçileri ve
(v) işverenler olarak gruplara ayrılabilir.
İlk iki gruptakiler başkalarının nam ve hesabına ücret karşılığı çalışırken, diğerleri kendileri için çalışmaktadırlar (Eraktan, 2001). Tarımda işler; işletme sahibi, aile bireyleri ve işçiler tarafından yapılmaktadır. Başkasının yanında bir ücret karşılığı daimi veya geçici olarak çalışanlara tarım işçisi denir (Açıl ve Demirci, 1984).
Tarımsal üretiminin doğal koşullara bağımlılığı ve sanayi üretiminden farklılığı, tarım işletmelerinin özellikleri ve genellikle aile işletmeleri biçimindeki nitelikleri, sanayi ve ticaret kesimleri için öngörülen kuralların tarım kesimine uygulanmasını zorlaştırmaktadır. Tarım kesimindeki işçi-işveren ilişkileri, sanayi kesimine benzememekte, tarımda ilişkiler genellikle ataerkil (pederşahi) bir nitelik göstermekte ve örf ve adetlere dayanmaktadır. Bu yapı tarımda kapitalist ilişkilerin geç gelişmesinin doğal sonuçları olarak görülmektedir. Tarım işçileri; işlerinin geçici ve kısa süreli (mevsimlik) ve dağınık olması, kültür düzeylerinin düşük ve örgütlenmemiş olmaları gibi çeşitli nedenlerle etkin bir baskı grubu oluşturamamaları, diğer kesimlerdeki işçiler gibi sosyal ve yasal güvencelerden eşit bir biçimde yararlanmalarını engellemektedir (Gürgen, 1993; Soysal, 1994). Eğitim ve bilinçlenme düzeyleri düşük ve sanayi işçilerinde görülen mücadele yeteneğinden yoksun olan tarım işçileri, haklarını koruyacak örgütleri kurmada da güçlük çekmektedirler (Aksoy, 1993).
Tarım, sanayi ve hizmet sektörlerinden farklı olarak sadece bir çalışma ortamı ve ekonomik faaliyet olmaktan ziyade, aynı zamanda bir yaşam biçimidir. Tarımın doğal, sosyal ve ekonomik özellikleri, bu kesimde çalışanlar ile işveren ilişkilerinin düzenlenmesi ve çalışanların örgütlenmesi gibi alanlarda da önemli sorunlar yaşanmasına neden olmaktadır. Tarım, diğer sektörlere oranla yasal ve örgütsel yönlerden daha zor ve az kontrol edilebilen bir yapıya sahiptir. Tarımsal faaliyetin özellikleri ve doğal koşullara bağlılık gibi nedenlerle çalışma koşullarının yasalarla düzenlenmesi oldukça zor olmaktadır. İşçi ve işveren arasında pederşahi bir ilişkinin varlığı da, tarım kesiminde işçi ve işveren statüsünü belirlemede zorluk yaratmaktadır. Bu koşullarda işçi ve işveren ayrımının yapılması bile belirsizlik göstermektedir.
Türkiye’de mevsimlik işçi sayısının 750,000 ile 1,000,000 arasında olduğu tahmin edilmektedir (Altınbıçak 2001). Toplam nüfusun % 35,1’i kırsal kesimde yaşamakta ve sivil istihdam içinde tarımın payı % 33,9’dur (7.165.000 kişi). Hanehalkı İşgücü Anketi Sonuçlarına göre, tarımda çalışan 7.165.000 kişinin % 50,9’unu ücretsiz aile işgücü, % 43,7’sini kendi hesabına çalışan ve işveren durumunda olanlar ve sadece % 1,9’unu ücretli-yevmiyeli olanlar oluşturmaktadır (DİE, 2003). Tarım işçileri içinde mevsimlik tarım işçileri, yasal ve sosyal güvenceden yararlanamayan çok önemli bir kitleyi oluşturmakta ve çalışma koşullarıyla ilgili önemli sorunları da bulunmaktadır.
Tarım işçilerinin önemli bir kısmını mevsimlik tarım işçileri oluşturmaktadır. Her yıl pamuk, tütün, şekerpancarı, fındık, çay, üzüm, turunçgiller, karpuz, kavun ve sebze tarımının yoğun olduğu Akdeniz, Ege, Karadeniz ve İç Anadolu Bölgeleri’ne bakım ve hasat dönemlerinde diğer bölgelerden bir milyon dolayında geçici ve/veya gezici tarım işçisi aileleriyle birlikte göç etmektedirler. Tarım kesiminde çalışanlar genellikle ücretsiz aile işgücü statüsünde bulunduklarından, işgücü fazlası istatistiklere yansımamaktadır.
Kaynak: Türkiye'de Tarım, Prof. Dr. Fahri Yavuz




